Önce bir kaç gariban polisi aldılar. Sonra gözden çıkarılmış bir kaç istihbaratçıyı. Ardından işi büyüttüler, Selçuk İlhan’ı, kendi gazetesini bombalatmış olmakla suçlayarak aldılar. Akşam Gazetesi yazarı Güler Kömürcü’yü yasal haklarını kullandırmadan günlerce göz altında tuttular. Doğu Perinçek’i de aldılar, niye aldıklarını kime söylediler? Hala ne ile suçlandığını bilen var mı? Dün üst düzey generalleri, bir kaç iyi gazeteciyi, bir de Ankara Ticaret Odası Başkanı’nı aldılar. Bütün bunları yaparken Terörle Mücadele Yasası’nın arkasına saklandılar…
Bütün bunlar bugün başlamadı.
AKP’nin kurucu gücü Fettulah Gülen Cemaati’nin Cumhuriyetçi ve Vatansever insanları tasviye girişimi Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yücel Aşkın’a yapılanlarla başlamıştır. Bugün polis gücümüzün tüm kilit birimleri Fettulahçıların kontrolündedir. Bu konuda bir şeyler öğrenmek isteyenlere Saygı Öztürk’ün Fettullahın Copları adlı kitabını tavsiye ederim. Son zamanlarda Genelkurmay’ı yıpratmaya yönelik propagandanın da bu bu birimler tarafından yapıldığını düşünüyorum. Fetullah Gülen kadrolarının devleti ele geçirmesinde en büyük rolü ne yazık ki AKP değil, Bülent Ecevit döneminde DSP oynamıştır, Ecevit’in sosyal demokratlıktan Amerikan güdümünde İslami görünümlü evanjelistliğe neden kaydığını açıklamak benim için çok zor. Sanırım herhangi bir siyasetçiye yakıştırmakta güçlük çekmeyeceğim “güce tapınma” davranışını Ecevit’te görmemeyi tercih ediyorum.
Ben eminim ki, bugün Ergenekon kapsamında suçlanan insanların her biri Cumhuriyet’in temel ilkelerine AKP bünyesindeki siyasetçilerden çok daha bağlıdır. Kimse beni Selçuk İlhan’ın terör örgütü üyesi olduğuna, Perinçek’in terörist elebaşı olduğuna, Tolon Paşa’nın vatana ihanet ettiğine ikna edemez, hele cemaat bağıyla Amerika’ya uşaklık eden bir istihbarat servisinin ‘ürettiği’ delillerle asla! Aksine AB’ye, ABD’ye, Suud’a biat eden, Barzan Aşireti’ni ülkemizin serbest bölgeleri aracılığıyla zengin ederken Irak’da zulme uğrayan Türkmenler’e arkasını dönen, stratejik kurumlarımızı, tersane ve limanlarımızı üç kuruşa yabancılara peşkeş çeken AKP’nin vatana ihanet içinde olduğunu görmek hiç de zor değil.
AKP gerçek muhalefetin Meclis’te değil, sokakta olduğunu gördüğünden beri tasviye operasyonunu hızlandırdı. Basının yarısını BDDK eliyle yandaşlarına verdi. Aydın Doğan’ı önce Petrol Ofisi’ne rekor bir ceza keserek köşeye sıkıştırdı, sonra Star’ı hediye ederek kendine çekti. Geriye bağımsız olarak bir tek Akşam grubu kaldı, onu da Mehmet Emin Karamehmet’i her fırsatta ticari zarara uğratarak sindirmeye çalışıyor. Bunun sonucunu bir kaç hafta önce Nihat Genç’in SkyTürk kanalında izleyicileriyle vedalaşmasıyla gördük. AKP dikta kurma yolunda hızla ilerliyor.
Peki AKP, benim gibileri nasıl susturacak? Baskıyla sindirdiği her bir gazeteci için, benim gibi fikrini korkmadan söyleyen, yazan yüzlerce insan var, bizi nasıl susturacak? Bizler AKP’yi er geç devireceğiz. Adalet diye pazarladığı riyanın, kalkınma diye sattığı sadaka düzeninin farkındayız! Bu ülke yeteri kadar diktatör gördü, bir çoğunu da gömdü.